
Her şey bir okul etkinliğinde, Afyon’da başladı. Kalabalıklar arasında göz göze bile gelmeden geçen bir tanışmaydı bu. Sonra aylarca görüşmedik. Sanki zaman, bizi ayrı sayfalarda yazmaya devam etti. Ta ki bir gün... Bir yemek sonrası, tesadüfen tekrar konuşmaya başladık. Ve o günden sonra kelimeler daha samimi, bakışlar daha anlamlıydı.
İlk önce arkadaş olduk. Bazen kocaman gülümsedik birbirimize, bazen küçük sürpriz hediyeler verdik. Ama hiç cesaret edemedik “Seni seviyorum” demeye. Kalbimiz konuşuyordu belki ama dillerimiz susuyordu. Ve zaman aktı…
Her zaman içinde kalbim atıyordu senin için ama söyleyemiyordum. Her gülüşünün içinde kaybolurken, sana duygularımı belli etmeden yanında olmak yetiyordu bana.
Birbirimize küçük sürprizler yaptık. Bir çikolata, bir not, bir tebessüm. Gözlerinin içinde bir dünya vardı ve ben her bakışında o dünyaya adım atıyordum. Ama yine de susuyordum. Çünkü bazen, bir şeyin bozulmasından korkarsın ya, işte öyle... Sana olan sevgim, dostluğumuzun zarar görmesinden daha büyüktü ama yine de seni kaybetme korkusuyla içime gömüyordum tüm duygularımı.
Ve sonra bir gün…
Akşamın o yumuşak rüzgârı altında, bir otobüs durağında oturuyorduk. Sanki o an dünya susmuştu, sadece kalp atışlarımız konuşuyordu. Seni uzun uzun izledim. O kadar güzel, o kadar içtendin ki… Yutkundum, ellerim titredi. “Şimdi ya her şey değişir ya da sonsuza dek bu suskunlukla yaşarım” dedim içimden. Ve söyledim… "Seni seviyorum."
Sessizlik oldu. Ama o sessizlik korkutucu değildi. İçinde binlerce çiçek açan bir sessizlikti. Gülümsedin… İşte o gülümsemeyle dünyam değişti. O andan itibaren “biz” olduk.
Otobüs gelmedi belki hemen, ama biz o durakta kalbimizi bindirdik bir aşşşk yolculuğuna.